Fransa’da haşemayla denize girmek yasak

Fransa’nın Plajda Haşemayla Mücadelesi…  

IŞİD saldırılarına hedef olan Fransa’da plajda haşemalı bir kadın kriz yarattı. Hem para cezası kesilen hem de terörist muamelesi gören kadına destek olan Fransızların görüntüsü ise şaşırttı; motosikletli kasklı, tulumlu iki kişi yasağı protesto etti. Tartışmalar sonunda Fransa’da haşema yasağı askıya alındı.

Danıştay’ın kararına rağmen 30 belediye başkanı yasağı uygulamayı sürdürdü. Bunun üzerine, mahkeme kararına uyulması çağrısı yapıldı. Tartışma devam ederken, Villeneuve-Loubet Belediye Başkanı Lionnel Luca, mahkeme kararıyla ilgili olarak “Plajlarımızda güler yüzlü, şeriat yasasının dostane bir uygulamasını mı yoksa Fransız Cumhuriyeti’nin kurallarının mı uygulanmasını istediğimize karar vermeliyiz” dedi. Fransa Başbakanı Manuel Valls da Facebook’tan paylaştığı mesajda yasağa destek çıktı ve haşemaların ‘siyasal İslam’ın kamuya açık alanlarda tasdik edilmesi’ olduğunu ifade etti.

Fransa bu konuyu daha çok tartışacak gibi görünüyor. Türkiye ise yıllardır siyasal İslamın güçlenmesine neden olarak gösterilen ‘türban’ tartışmalarını geçen hafta geride bıraktı, tartışmıyor bile. Çünkü artık yargıda, emniyette, türban her yerde…

Öncelikle bir kadın olarak, kadının kıyafeti üzerinden siyasetin şekillendirilmesinden rahatsız olduğumu belirteyim, itirazım var. Bu alandan erkeklerin elini çekmesini rica edeceğim. Mümkünse erkek egemen siyasetin cinsiyetçi yaklaşımını ortaya koyan bu tartışma bitsin.

Kadın cinayetlerinin gün be gün arttığı gündemden düşmediği ülkemizde ‘namusu’ örtünmeye indirgeyenlerin yoğunluğu içinde dehşete düşmüyor muyuz? Sonuçta sosyolojik tabanı olan derinlikli tartışılacak bir siyaset alanı bu. Ancak… Özgürlük alanı ilan edip, işin içinden de çıkamayız.

Siyasal İslamın göstergesi olarak türban tartışmalarının bizi getirdiği yer belli. Zaten alnı secdeye değenlerin, örtülü ablaların 15 Temmuz’da yaptıklarına bakınca laikliğin önemi daha da ortaya çıkıyor. Türkiye’nin ihtiyacı laiklik! Din öbür dünya bilgisidir, bu dünya bilgisi ise laikliktir. Dinin kamusal alanda gözükmemesi gerekir ki devlet-yönetim işleyişi ‘ehliyet-liyakat-sadakat’a göre gerçekleşsin. AKP’liler 15 Temmuz’dan sonra ehliyet-liyakat-sadakat ölçütlerine vurgu yapmadı mı? Hal böyle iken Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin mahkemelerden sonra Emniyet’in kapılarını da türbana-başörtüsüne açmasının nedeni ne olabilir? Örtünmeyeni kafir, günahkar kabul edenlerin söylemlerini ne yapacağız? Örtünen, örtünmeyene nasıl adalet-güvenlik sağlayabilir? Kamusal alanda herhangi bir simge ile kendini belli etmenin sonuçlarını çok yaşadık, yaşayacağız, yanlıştır.

Erdoğan, türban-başörtüsü tartışmalarını siyasetinin merkezinde tutarak kitlesine İslamcı mesajlar vermeye devam ederken, 15 Temmuz sonrası konumlandığı ‘demokratların-Kemalistlerin’ desteğini almaya devam edemez. Yoksa artık ihtiyacı kalmadı mı?

(turkiyegundemi.com’da 05.09.2016’da yayınlanmıştır)