Nükleer santral, Çernobil, Karadeniz ve kanser…

Neslican Tay’ın aydınlık yüzü internette gezinirken dikkatimi çekti. Öyküsünden geç haberim olmuştu da, Kazım Koyuncu ile aynı cümlede aynı haberde adının geçeceğini hiç düşünmemiştim. Pırıl pırıl iki genç insan, Kazım Koyuncu ve Neslican Tay. Twitter’da önüme düşen haberde, Artvinli Sanatçı Kazım Koyuncu, Trabzonlu Gazeteci Sibel Kalaycı, Rizeli Neslican Tay ve adını duymadığımız binlerce Karadenizli kanserden ölmeye devam ediyor, ifadesi kullanılmıştı.

Karadeniz ve Çernobil…

Ülkemizde kanser vakaları her geçen yıl daha da artarken, uzmanlar bu artışta Çernobil’in etkilerini vurguluyor her fırsatta. Kanser konusunda gündeme gelen son veri Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Füsun Tokatlı’nın Yeniçağ Gazetesi’nde yer alan demecinde, “Dünyada her yıl 17 milyon kişinin yakalandığı ve 8,2 milyon kişinin ölümüne sebep olan kanser, tüm insanları etkilemektedir. ABD’de 2017’de kansere yakalanan hasta sayısı 1 milyon 700 bindir. Türkiye’de ise bu rakam 160 bindir. Erkeklerde, kadınlara göre yüzde 20 daha fazla kanser görülmektedir. Kanserde benzer seyir devam ettiği takdirde, 2030’da 22 milyon yeni vaka ortaya çıkması beklenmektedir” diyor. Rakamlar insanı dehşete düşürüyor.

Türkiye’de özellikle Karadenizlilerin kanserden ölmesi bir tesadüf değil. Yıllar önce yaşanan Çernobil faciasından sonraki büyük bir aymazlığın ve hataların sonucu.

Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral tarihe bu sözler ve çay içen fotoğrafı ile geçti. Sadece o mu, ülkeyi yönetenlerin aymazlığını anlatan özet şöyle:

Bu öyle bir aymazlıktı ki, okullarda radyasyonlu fındıklar dağıtıldı, Trakya ve Karadeniz bölgesinin tüm ürünleri ülkeye dağıldı, satışı ve tüketilmesi teşvik edildi. Bianet, Çernobil’in 25. Yılında Karadenizliler’in Beyoğlu’nda “25. yılında Çernobil’e Lanet, Nükleere Hayır” yürüyüşünü haber yapmış ve bu görseli kullanmıştı. Çernobil faciasını yaşayanlar, tanık olanlar ve faciada yakınlarını kaybedenlerin de katıldığı yürüyüşte, facianın yaşandığı günlerdeki cumhurbaşkanı, “darbeci Kenan Evren‘in” “Biraz radyasyon kemiklere yararlıdır”, başbakan Turgut Özal‘ın “Radyoaktif çay lezzetlidir” sözlerini ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral‘ın halkın huzurunda “radyasyonlu çay” içebildiği görüntüsü ve sözleri hatırlatıldı.

Hala hiçbir şey bilmiyoruz

Çernobil, dünyanın en büyük nükleer felaketlerinden biri… Sadece Sovyetler Birliği’nde değil çevre ülkelerinde de büyük tahribat yarattı. Bulutlar Türkiye’ye de gelmişti, 12 gün hava raporları gizlendi. Lawrence Ulusal Laboratuvarının hazırladığı harita Türkiye’nin de radyasyondan etkilendiğini açıkça ortaya koyarken, Türkiye’de yetkililer bilgileri gizledi. Hala da gizlemeye devam ediyor.

26 Nisan 1986 tarihinde Sovyetler Birliği’ne bağlı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Pripyat şehri yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’ndeki 4 numaralı reaktörde meydana gelen kazanın üzerinden 33 sene geçti, Yunanistan, Almanya ve Avusturya topraklarındaki radyasyon düzeyleriyle ilgili bilgileri açıkladı ama Türkiye sır olarak hala saklıyor.

Nükleer felaket, devlet felaketi mi?

Çernobil hakkında 5 bölüm olarak dijitam platformlarda yayınlanan dizi, 33 yıl önce yaşanan o felaket hakkında bilmediklerimizi anlatırken, temel bir gerçeklikle bizi buluşturuyor; halkına hesap vermeyen, anti demokratik sistemler böylesi felaketleri gizlemekte son derece hünerliler. Sovyet sisteminin çöküşüne neden olan Çernobil felaketi, nükleer bir felaket olmanın ötesinde, ciddi bir devlet yönetimi felaketi aslında…

Kazanın gerçekleşmesi de, kazanın ardından önlem almada gecikilmesi de, sonrasında krizin yönetilmesi de hep hantal ve kendini kutsayan devlet çarkında engellerle karşılaşıyor. Sonuçta felaketin boyutları artıyor.

Aslında kazanın oluş şekli ve hemen sonrasının anlatıldığı bu 5 bölüm felaketi anlatmak için yetmiyor. Aynı net anlatım tarzıyla felaketin tüm boyutlarının anlatılmasını istiyor insan, yıllarca halktan gizlenen tüm gerçekleri öğrenmek istiyor. Çünkü bir yandan da öylesi felaketler yaşanırken yine de birilerine güvenmek istiyor, halktan ve haktan yana tavır alan birileri olduğunu görmek istiyor. Hep öyle olmaz mı?

Çernobil EMMY aldı

Günümüzde Pripyat’a turlar düzenlenirken, insanlığın büyük utancını adeta bir açıkhava müzesinde gezebiliyorsunuz. Aynı şekilde dizi film şeklinde felaketi adım adım izleyebiliyorsunuz. Hatta dizi ödüllere duymuyor. HBO/Sky televizyonlarının ortak yapımı olan Çernobil dizisi, 19 dalda EMMY ödülüne aday gösterildi, ‘En İyi Mini Dizi’ dahil üç dalda ödül kazandı. Ayrıca yayınlanmaya başladıktan hemen sonra IMDB puanı 9,8 olan ve 5 bölümün sonunda 9,7 ile kulvarında liderliğe yerleşen Çernobil, gelmiş geçmiş en yüksek IMDB puanına da sahip yapım oldu.

Dizi büyük ilgi görürken, gerçeğe ne kadar uygun sorusu da soruldu ve tartışıldı. Zira diziyi Amerikan merkezli HBO isimli televizyon kanalı üretti. Dolayısıyla dizi Rusya’dan büyük tepki aldı. Rusya Komünist Partisi dizinin yayından kaldırılmasını istedi. Dizinin uydurma sahnelerle dolu olduğunu ifade eden Rus hükümeti doğru olanların anlatılacağı yeni bir film çekeceklerini de duyurdu. Bugüne dek neden bekledilerse…

Fotoğraf, Çernobil dizisinin en etkileyici sahnelerinin birinden; Çernobil’in kahramanlarından madencilere saygı sunan sahnelerden.  Madencileri ikna etmeye çalışan bakanın üzerine sürdükleri kömür karası ile adeta hayat dersi veren madenciler kısa sürede öleceklerini bilerek, enkaza müdahale etmeyi kabul edip, yangını söndürmeyi başarmışlardı. Bu sahnelerin gerçeğe uygun olduğu kabul edildi, aynı zamanda nükleer tehlikeyi bertaraf etmek için birçok insanın ölmesine göz yumulduğu gerçeği de kabul edilmiş oldu.

Kimi dizinin gerçeğe çok sadık olduğunu, bir iki küçük detay dışında olayları olduğu yalınlıkta anlatmaya gayret ettiğini söylese de bazı uzmanlar da yanlışlıklar olduğunu belirttiler. Dizinin mesajına herkes katıldı. Ki Çernobil dizisinin ana mesajı “Sovyet yönetimi ve karar vericiler bu kazanın sorumlusudurlar” şeklinde. Biri devleti korumayı esas aldı, biri koltuğunu korumayı, biri bilgileri gizledi, diğeri insanları ateşe attı… Yani yönetim acziyeti içinde göz göre göre yaşanan böylesi felaketler, zihniyet değişmediği sürece ki değişmedi, gerçekleşmeye devam edecek.

Hasarı geniş ve tahribatı yıllarca süren büyük bir felaket yaratıyor nükleer santraller. Yine de insanoğlu ders almayıp, aynı felaketi yaşama olasılığını artırmaya devam ediyor. Dünya’da 450 nükleer santral bulunduğu, 60 reaktörün inşaat halinde olduğu, gelecek 20 yıl içinde 317 reaktörün daha yapımının planlandığı biliniyor. Türkiye de üç santral yapmayı planlıyor.

Türkiye’de nükleer korkusu

Yapımı süren Mersin Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili olarak “İnşaatı durdurun” çağrıları yapılıyor. Projeyi Çernobil’i inşaa eden Rosatom gerçekleştirirken, reaktörün oturtulacağı temel alanının iki defa çatladığı ve üzerine beton döküldüğü, rant için facia olasılığının gözardı edildiği dile getiriliyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, nükleer santral inşaatının önünde bölge illerin milletvekilleri ile birlikte basın açıklaması düzenledi ve projenin insan ve doğa sağlığı açısından tehdit oluşturduğunu ifade etti. Karaca “Yol yakınken inşaata ilişkin anlaşmayı iptal edin” dedi.

Sinop’ta planlanan nükleer santrale ilişkin gündeme gelen son haber, Japonya ile yaşanan sıkıntıya işaret etti, Japon şirketin çekileceği iddia edilmişti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “santralin istediğimiz gibi ilerlememesi üzücü” sözleri, projenin iptal edilmediği ama durduğu şeklinde yorumlandı.

Trakya’da planlanan üçüncü nükleer santral için ise yer belirleme çalışması yapıldığı biliniyor.

Dünyada en çok reaktör ABD de bulunuyor, 100 tanesi aktif, yani çalışıyor, 2 tanesi inşaat halinde.

58 reaktör ile Fransa ikinci sırada. Üçüncü ise Japonya… Japonya’nın 48 reaktörü var. Çin ve Rusya sıralamada yerini alıyor.

Dolayısıyla bugün 40 ülkenin nükleer silah yapma kapasitesine sahip olduğu belirtiliyorken, Türkiye de 41’nci olma hevesinde.

Ne diyelim, dünya çıldırmış olmalı…