AK Diplomatlar Dönemi; Asker hazır ol, tezkere geliyor!

Dışişleri Bakanlığı AKP’nin Arka Bahçesi Olunca, Diplomasi Birikiminden Mahrum Kalan Türkiye Çareyi Son Hamlede Yani Asker Güç Kullanmakta Buluyor…  

AKP iktidarının en büyük hatalarından biri olarak tescillenen Suriye politikası son yıllarda askeri hamlelerle sınırlı. Sadece Suriye değil, Libya konusu gündeme geldiğinde de hemen asker göndermekten bahsedilmeye başlandı. Kimileri Suriye’den sonra Libya’nın da çatışmasında taraf olma anlamına gelecek bu askeri hamleyi yanlış bulurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan asker göndermekte ısrarlı. TBMM tezkereyi görüşmek için olağanüstü toplanmaya hazırlanıyor. Bir başka ülkenin çatışan taraflarından birine askeri destek vermek üzere geri sayım başladı bile.

Oysa Türkiye ne krizlerden ne badirelerden geçmişti de askerini kışladan çıkarmamış, diplomasi manevraları ile krizlerden başarıyla çıkmasını bilmişti.

Çatışmaları Diplomatlar Önleyebilir!

Kardak Krizinde dönemin başbakanı Çiller’e kalsa savaş çıkacaktı oysa Dışişleri Bakanlığı’nın önemli isimlerinden tecrübeli büyükelçi İnal Batu sayesinde kriz atlatıldı. 1996 yılı Ocak ayında Yunanistan’ın hak iddia etmesi üzerine patlak veren Kardak kayalıkları krizi bertaraf edildi. Esen savaş rüzgarları neredeyse iki ülkeyi savaşa sokacaktı. Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Milli Savurma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri yetkililerinin katıldığı toplantıda, Kardak’taki Yunan askeri varlığına karşı adaya Türk askerini çıkarmak tartışıldı. Çiller, operasyon kararı vermişti. Deniz Kuvvetleri Komutanı, “Kardak’a asker çıkarmak iki ülkenin askerlerinin karşı karşıya gelmesi demek olur, sonuçlarını göze alacak mısınız, emin misiniz?” sorusunu sordu, Çiller “evet, operasyona başlayın” dedi. Koalisyon ortağı ve Dönemin Dışişleri Bakanı Deniz Baykal da Çiller’i destekledi. O sırada toplantıda bulunan isimlerden Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İnal Batu, bir öneri getirdi; “Neden yandaki kayalığa da biz asker çıkarmıyoruz” dedi. O gece Türk askeri sessizce diğer adacığa çıktı, böylece durum eşitlendi. Diplomatik bir manevra alanı açıldı, savaş ihtimali ortadan kalktı. İki ülke böylece Kardak krizini aştı.

AKP Diplomasiyi İşletemiyor

Türkiye’nin diplomasi birikimi olduğundan söz edilir ve bununla gurur duyulan örnekler sıralanırken ilk önce Lozan anılırdı. Ardından dış politika tarihine geçen çok sayıda önemli diplomatik manevra sıralanırdı. Dışişleri personeli arasında bu anlamda yıldızlaşan önemli isimlerden söz edilir, Türk dışişleri personeline yönelik saldırılar, şehitler anılırdı. Ülkeyi 20 yıldır yöneten AKP döneminde ise diplomasi açısından tarihe geçecek başarılı örnekler hiç yok. Hatta hakkında neredeyse fıkralar üretilebilecek, vizyonunu ve gücünü yitirmiş farklı bir bakanlık karşımızda… Türkiye’nin bir Afrika ülkesi olan Kampala’daki Büyükelçisi Sedef Yavuzalp, 29 Ekim resepsiyonunda Yunan mitolojik tanrılarının kıyafetini giydi. Bu durum resepsiyona katılan Ugandalıları bile şaşırttı. Büyükelçi Sedef Yavuzalp yarattığı bu skandaldan sonra Ankara’ya geri çağrıldı çağrılmasına ama Dışişleri Bakanlığı’nın imajını bozdu. Gerçi bu imajı değiştirmek için AKP’nin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan çaba sarf etmişti.

Dışişleri Bakanlığı Geleneği Terkedildi

2009 yılında Başbakan Erdoğan ikinci kez seçildikten sonra yerel seçim kampanyasında kendisine karşı olanları “diplomasideki monşer eskisi” diye niteledi. Monşer kelimesi, AKP iktidara geldiği ilk yıllarda iktidarı destekleyen medya organlarında sıkça kullanılmaya başlanmıştı. AKP iktidar olmuş ama muktedir olmak için çabalarken kendisine direnen devlet mekanizmasını hedefe koymuştu. Monşer, kelime anlamı “Batı özentisi içinde olan” demektir ama hem Türkiye’nin Osmanlı’dan günümüze modernleşmeye karşı gericilik ya da Doğu-Batı çatışmasını ifade eden bir sosyolojik anlamı olan hem de Dışişleri Bakanlığı’ndaki “Mülkiyeli ağırlığını” gündeme getirmek ve eleştirmek için kullanılan bir politik söylemdi. Erdoğan, partisi ikinci kez iktidara taşıdıktan sonra halk ile aydınlar arasındaki kopukluk üzerinden kendine siyasi manevra alanı açmış ve bu sırada aydınları-eğitimlileri ötekileştirmeye başlamıştı. Önce başbakanlık ardından Cumhurbaşkanlığı makamında ülkeyi yönetmeye devam eden Erdoğan’ın bu yaklaşımı nedeniyle “Yurtta barış, dünyada barış” diye özetlenen Dışişleri Bakanlığı’nın kökleri Mustafa Kemal dönemine dayanan felsefesi terkedildi, dışişleri kadrolarının da yeniden şekillendirildi. Eskiden eğitim ve kültür seviyesi ile kendisine hayran bırakan, bilgi ve vizyonuyla ülkelerini dünyada temsil ederken parmakla gösterilen o “monşer”ler gitti, yerine diplomasi ile ilgisi olmayan uluslararası ilişkiler eğitimi almamış ama ortak özelliği sadece AKP’li olmak olan isimler getirildi. En meşhurları arasında Merve Kavakçı ve Egemen Bağış var…

AKP’nin Arka Bahçesi Dışişleri Bakanlığı

Egemen Bağış, “Bakara makara” diyerek kendi partisinin muhafazakar yapısından bile tepki çeken bir isim. 17-25 Aralık sürecinde o çok konuşulan yolsuzluk haberlerinde çikolata kutusundaki rüşvetle haber olan bir siyasetçi. Ama en çok da kendisi ve üç bakanın yüce divan oylamasında oyunu atarken kameraların yakaladığı yüzündeki müstehzi gülümsemeyle hafızalara kazındı.

Dikkat çeken bir diğer elçi Dişli… 15 Temmuz 2016’da dönemin Genelkurmay Başkanı (Şu an Milli Savunma Bakanı) Hulusi Akar’ı rehin alan Tümgeneral Mehmet Dişli FETÖ’den tutuklandı ama ağabeyi eski AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli ödüllendirildi; Hollanda’da Lahey Büyükelçisi yapıldı.

Yine AKP’li bir başka isim Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kız kardeşi Ayşe Sayan halen Kuveyt’te Büyükelçi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basın danışmanı Lütfullah Göktaş da Vatikan Büyükelçisi…

AKP iktidarı, Dışişleri Bakanlığı kadrolarına gelenekleri bozarak siyasetçileri ya da kendisine yakın bulduğu bürokratları atıyor. Liste uzayıp gidiyor, listedeki isimlerde liyakat ve ehliyet aranmadığı açık seçik görülüyor. AKP’li birçok ismin ödüllendirildiği bir bakanlık artık Dışişleri Bakanlığı…

1999 yılında Fazilet Partisi’nden milletvekili seçildikten sonra yemin törenine türbanıyla gelen daha sonra vatandaşlıktan çıkarılan Merve Kavakçı, Malezya Büyükelçisi oldu.

Eski AKP Eskişehir Milletvekili Murat Mercan Tokyo Büyükelçisi, Eski AKP Şanlıurfa Milletvekili Emin Önen Pekin Büyükelçisi, Eksi AKP Bursa Milletvekili Tülin Erkal Kara 2016’da Makedonya, Eski AKP İzmir Milletvekili Zekeriya Akçam ise 2012’de Cakarta Büyükelçisi olmuştu.

AKP döneminde büyükelçi olarak atanan ve görev süresi dolup da merkeze alınan ilginç isimler de var:

İlahiyat Profesörü Kenan Gürsoy (Vatikan)

Eski Dış Ticaret Müsteşarı Tuncer Kayalar (Nairobi)

Eski DPT Müsteşar Yardımcısı İbrahim Akça (Lefkoşa)

Eski TİKA Başkanı Musa Kulaklıkaya (Moritanya)

Eski AKP Milletvekili Kani Torun (Mogadişu)

Eski Vali Niyazi Tanılır (Karadağ)

Eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan (Varşova)

Eski Ankara Vali Yardımcısı Şentürk Uzun (Gana)

Dış Ticaret Uzmanı Faruk Doğan (Kamerun)

Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak ve Yeni Asya gazetelerinde dış haberler servisini yöneten Mustafa Özcan ise Belarus Cumhuriyeti Büyükelçisi oldu.

Kültür İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatma Pihava Ünlü, Kosta Rika’ya, Yurtdışı Tanıtım Genel Müdür Yardımcı Bengü Yiğitgüden Trinidad ve Tobago Cumhuriyeti’ne büyükelçi oldular.

Ayrıca atamalarda eş durumu da etkili olmaya başladı. AKP İstanbul Milletvekili Edibe Sözen’in Özel Kalem Müdürü Rahmi Göktaş’la evlenen Mahinur Özdemir Cezayir Büyükelçisi, Karı koca büyükelçiler de atamalarda yer aldı. Hasan Mehmet Sekizkök Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Büyükelçisi, eşi Aylin Sekizkök ise Sofya Büyükelçisi oldu. Kemal Kaygısız Çad Büyükelçisi olurken eşi Nilüfer Erdem Kaygısız Gabon Büyükelçiliği’ne atandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin büyükelçi kökenli politikacıları Faruk Loğoğlu ve Osman Korutürk gibi isimler atamaları eleştirirken, “AKP devletteki kadrolaşma faaliyetlerini Dışişleri teşkilatına soktu. Dışişleri de iktidarın arka bahçesi haline getirilmek isteniyor. Orduya asker olmayan birini tayin etmek gibi bir şey bu…” dediler.

Zira bu tablo ile Dışişleri Bakanlığı diplomasi yürütemeyen bir bakanlığa nasıl dönüştü, diyenlere net bir yanıt ortaya tıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü dış politika kadrolarının dışişleri bakanlığından dışlanmasının sonuçları yaşanıyor. Yani son dönemde Türkiye’nin yurt dışında temsil sorunu boşuna tartışılmıyor.

Sözün başında geçmişte yaşanan örnekleri hatırlatarak Türkiye birçok krizi aşarken askeri kışladan çıkarmamıştı, demiştik. Ne gariptir ki, askerin kışladan çıkmasından rahatsız olduğunu söyleyen hatta yıllarca politikalarını 25 Şubat karşıtlığı üzerine kuran AKP, askerden medet umar hale geldi. Dışişleri Bakanlığını yetkin olmayan kadroları ile doldurduğu için Türkiye’yi diplomasisi tıkanmış bir ülkeye dönüştürdü.

Akılsız dış politikanın cezasını yurttaşlar çeker…

Asker hazır ol, yeni bir tezkere geliyor!

Bu haber analizi video olarak izlemek isteyenler için link: