AKP ülke ekonomisi nereye taşıdı? Deprem vergisi, coronavirüs ve Çin ekonomisi ile üzücü bir kıyaslama

Son günlerde haberlerin iki ana gündem maddesi var; birincisi Türkiye’de son günlerde tartışmaların gözde konusu yıllardır toplanan deprem vergisinin ne olduğu, nereye harcandığı?

İkincisi de Çin’deki coronavirüs salgını ve salgının merkezi konumundaki Wuhan’daki Türklerin Türkiye’ye getirilmesi…

Gündemin ilk sıralarındaki bu iki konunun ayrıntılarını bir yana bırakıp, ilerleyen günlere de tortusunu bırakacak yanına, temeline yönelelim; gelin Türkiye ile Çin’i karşılaştıralım. Zira deprem vergisi tartışmalarıyla bir kez daha gündeme gelen Türkiye ekonomisinin gücü, yapısı ve son yıllardaki gelişmesi konusunda fikir yürütmeye elverişli bir ülke Çin.

Son yıllarda ekonomik açıdan dünyanın devleri arasına girmiş bir ülke Çin. O yüzden de coronavirüs salgını başlayınca ekonomistler de bu salgını dünya ekonomisine etkilerini tartışmaya, araştırmaya başladılar.

Türkiye ise bırakın dünyadaki gelişmiş ekonomiler kategorisinde yer almayı, hala vergi sistemini adil ve şeffaf hale getirememiş vergilendirmede sorunlar yaşayan bir ülke. Dolaylı vergilerin oranı hayli yüksek. KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerde Avrupa Birliği ortalaması yüzde 35,8 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 70’ler seviyesinde. Devlet, doğrudan vergileri toplamakta zorlanıyor. Hatta vergideki bu orantısızlığın anayasal suç olduğunu söyleyen uzmanlar var.

Gelişmiş ülke demokrasilerinde öne çıkan ve sağlıklı demokrasilerde hayati önem taşıyan “Hesap Verebilirlik” kavramı devlet yönetiminde kalitenin yükselmesine yardımcı oluyor. Aynı zamanda devlet mekanizmasının en önemli denge-denetleme mekanizmalarından birisi olarak bir tür otomatik düzeltme fonksiyonunu da yerine getiriyor.

Vatandaşın sırtına yıkılmış verginin nerelere gittiğinin bilinmesi, sadece ekonomik açıdan değil, demokratik sistem açısından da önem taşıyor.  “Hesap verebilirlik”, demokrasinin vazgeçilmez kavramlarından biri.

Ama Türkiye’de Elazığ depreminin ardından deprem vergilerini gündeme getirmek bile suç olarak görüldü; “Deprem vergisi olarak toplanan paralar nerede” diye soranlara soruşturmalar açıldı. Bir de üstüne üstlük AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın vergilerin hesabını vermeye vakti olmadığını söyledi:

“Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığım döneminde bir para hangi amaç için toplanmışsa bugüne kadar o gaye için harcanmıştır. Onun dışında bir yere biz bu tür paraları harcama diye bir tavrın içinde olmadık, olmayız.”

Oysa AKP döneminin eski bakanları deprem vergisi olarak toplanan paraların nerelere harcandığını geçmişte itiraf etmişlerdi. 2003 yılında, dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, bu vergilerle ilgili “Milleti aldatmanın âlemi yok. Vergiyi getirirken bir gerekçe aranmış. Deprem vergisi denmiş. Bütçe açığını kapatmak için konulmuş” demişti. 2011 yılında, yine dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, toplanan bu vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar gibi “74 milyonun ihtiyacı”nı karşılamak için kullanıldığını söylemişti.

Hatta Erdoğan’ın “hangi amaç için toplandıysa o amaca harcanmıştır” dediği gün, AKP’li Naci Bostancı ise “Deprem vergileri depreme gidecek diye bir şey yok” ifadesini kullanmıştı. Unakıtan, Şimşek ve ardından Bostancı’nın sözleri, Erdoğan’ın deprem vergisinin nereye harcandığı söylemeye neden zaman bulamadığını da açıklıyor aslında.

Böyle olunca da iktidar temsilcilerine inanmak güçleşiyor.

 Çin uçtu, Türkiye çakıldı

Taktir edilecektir ki, dünyanın her yerinde vergilerin nereye gittiğinin açıklanması önem taşır. Hele de 20 yıldır ülkeyi yönetip de ülke ekonomisini 17’nci sıradan 20’nci sıraya düşüren iktidarların titiz bir şekilde halka hesap vermesi gerekir. AKP sözcülerinin, iktidar oldukları 17 yıl içinde yollar, köprüler yapmakla övünmesi de yeterli olmaz. Türkiye ekonomisi, dünyadaki yeni ekonomik düzende gerilere düşerken bu tip savunmalar, içi boş politik söylemler olmaktan öteye gidemez.

Zaten doğru soru, Erdoğan yönetimi 17 yıl içinde Türkiye’de şunları yaptı vs değil. Doğru olan, bu 17 yıl içinde dünyanın nereye gittiği! Erdoğan yönetimi 17 yıl içinde Türkiye’de köprü, yol, havalanı gibi projelere milyarlar harcarken başka ülkelerin ekonomilerinin nasıl yol aldığı!

Çin ekonomisi, Türkiye’nin son 17 yılının nasıl olup da kaynakların yanlış kullanıldığını, ekonominin kötü yönetildiğini gözler önüne seren bir örnek. Başarılı bir ekonomi örneği…

Şu günlerde Çin coronavirüs salgını nedeniyle dikkatleri çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü, Çin’in Wuhan kentinden başlayan salgının 16 ülkeyi etkilediğini duyurdu. Bloomberg de salgının ekonomik bilançosunun 1,5 trilyon dolar olduğunu açıkladı.

Cemal Tunçdemir’in Amerikan Bülteni’nde yer alan “Wuhan Kentinin Çin Ekonomisi Açısından Önemi Ne?” başlıklı yazısında ise Çin’in ekonomik büyüklüğü ortaya kondu. Makalede,

“2003 yılından bugüne Çin, küresel ticaretini muazzam ölçülerde arttırdı. 2003 yılında 1,5 trilyon dolar büyüklüğüne sahip Çin ekonomisi, 2019 yılı sonu itibarı ile 14 trilyon dolar civarında bir büyüklüğe sahip. Çin ekonomisi, 2003 yılında küresel gayrisafi hasılanın yüzde 4’ünü oluştururken günümüzde yüzde 16’sını oluşturuyor. Çin, son 17 yılda insani ve ekonomik olarak neredeyse bütün dünya ile entegre hale geldi” ifadelerine yer verildi.

Bu salgınla ilgili hem nüfusu azaltma hem de Çin ekonomisini çökertme gibi ayrı ayrı komplo teorileri yayıla dursun, biz konuyu ekonomik büyüklük karşılaştırmasına getirelim. Elbette amaç Çin gibi bir ülkeyle Türkiye’yi birebir karşılaştırmak değil. Ama Çin’de muazzam bir ekonomik başarı gözleniyor.

Ekonomist Mahfi Eğilmez Nisan 2019’da yayınladığı  “Türkiye Dünyanın Kaçıncı Büyük Ekonomisi?” başlıklı yazısında Türkiye’nin AKP iktidara geldiği 2003 yılında 17. Sırada yer aldığını 2019’da ise 20’nci sıraya indiğini ortaya koyuyor. Çin ise bu süre içinde yani son 20 yılda 6. Sıradan 2. Sıraya yükselmiş durumda.

Ülke ekonomisinin yükselişte olması, üretim-istihdam-gayrisafi milli hasıla gibi büyüklüklerin refah seviyesine etkisini gösterecektir, ne mutlu ülkesinin ekonomisini büyüten iktidarlara. Ülkesinin ekonomisini daha da kötü hale getiren iktidarların ise kaynakları nereye harcadıklarını açıklayabilmesi daha da önemli hale gelmiyor mu?

Haber Analiz’i izlemek için linki tıklayınız: