Devlet durdu; korona için sokağa çıkma yasağı “tek adam yönetimi”nin yetersizliğini, devlet mekanizmasındaki çarkların işlemediğini gösterdi

Korona, devletin çöktüğünü ve tek adam yönetiminin yetersizliğini kanıtladı! 

Görevi olağanüstü durumlarda devreye girip, halkın ihtiyaçlarını karşılamak olan AFAD nerede?

İçişleri ve Sağlık Bakanlıkları arasındaki cemaat çekişmesi!

Onca emek boşa gitti ona mı yanalım, büyük hayal kırıklığı yaşandı ona mı? Yoksa karşımızda artık daha büyük bir tehlike var ona mı ağlayalım? 10 Nisan Cuma akşamı yaşanan tam bir çığ etkisiydi. 2 günlük sokağa çıkma yasağının geç vakit açıklanması, o güne değin alınan önlemleri, harcanan çabaları 2 saatte sıfırladı. Türkiye’nin korona günlüğüne bir kırılma noktası olarak geçti o akşam yaşananlar…

Aslında sokağa çıkma yasağı, Bilim Kurulu’nun günlerdir tartıştığı ve önerdiği, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir türlü ikna olmadığı bir önlemdi. Çünkü Erdoğan da tıpkı ABD Başkanı Trump, İngiltere Başbakanı Johnson gibi her şeye rağmen ekonominin çarklarının dönmesinden yana. Bütün beklentilere, muhalefetin uyarılarına rağmen bir türlü ilan edilememişti sokağa çıkma yasağı. Ama ne olduysa 10 Nisan akşamı saat 22.00 sıralarında aniden “hafta sonu sokağa çıkma yasağı” ilan edildi. Üstelik de yasağın nasıl uygulanacağı, kimlerin yasaktan muaf olduğu, fırınların marketlerin açık olup olmayacağı da belli değildi. İki saat sonra yasak başlayacağını duyan millet sokağa döküldü, ondan bir saat kadar sonra geldi yasakla ilgili İçişleri Bakanlığı genelgesi. Fırınlar açık olacaktı, su dağıtımı yapılacaktı falan ama kim duyar artık genelgeyi?

Günlerdir sosyal mesafeye dikkat eden, mecbur kalmadıkça sokağa çıkmayan insanlar, fırınlara, marketlere koştu. Çoğu maskesizdi, hiçbir önlem almamıştı salgına karşı. İki günlük yasak birkaç gün önceden duyurulsaydı böyle olmazdı. Ya da en azından genelge de yasak kararıyla birlikte açıklansa insanlar kitleler halinde alışverişe çıkmazdı. Haberi olmayan belediyeler bile hazırlık yapamamıştı.

Sorumlusu kimdi bu kararın? Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu haberdar değildi, Bakan karardan iki saat önce açıklamasını yapmış, sokağa çıkma yasağına yönelik soruları “yok” diyerek yanıtlamıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ilk akşam “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla karar alındığını” belirtirken, ertesi gün “Zamanlaması açısından alınan karar, bakanlığımıza ait bir karardır” diyerek bütün sorumluluğu üstlendi. Hatta Cumhurbaşkanına bağlığını “hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın” diyerek istifa ettiğini duyurdu.

Soylu’nun 21.24’de açıkladığı istifasına yanıt iki buçuk saat kadar sonra geldi. İstifasını Cumhurbaşkanı Erdoğan kabul etmemişti! Oysa istifa kararını önceden Erdoğan’a iletmiş, konuşmuşlardı.  Erdoğan’a rağmen istifa etmesi mümkün değildi. Ancak Erdoğan ile Soylu’nun telefon görüşmelerinde neler olduğu, Erdoğan’ın istifa restine nasıl izin verdiği şimdilik bilinmiyor. Ama şurası açık, her ne kadar Soylu bu krizden güçlü çıkmış olsa da iktidar bloğunda bir kavga olduğu, Soylu-Berat Albayrak itişmesi yaşandığı da tescillenmiş oldu.

Siyasi kulislerde bunlar tartışılacak, konuşulacak, en çok da istiganın nedeni ve sonuçları üzerinde durulacak. Ancak siyasi tartışmanın ötesinde ortaya çıkan çıplak gerçeği de görmek gerekiyor ki o da; hafta sonu sokağa çıkma yasağının geç ilanının tam bir fiyasko ve başarısızlık olduğu! Bu başarısızlığın sorumlusu elbette bu siyasi iktidar. Kişi olarak kim? Erdoğan mı, Soylu mu? Bu soruların yanıtını şimdilik bir kenara bırakıp, bu başarısızlığın kaynağı ne sorusuna yanıt arayalım…

Neden böyle oldu? 

O gece yaşananlar aslında çok daha büyük bir sorunun varlığını kanıtladı. Devletin kurumlarının çöktüğü, tek adam yönetiminin devletin çarklarını işlemez hale getirdiği gerçeğini gözler önüne serdi.  Devletin kurumlarının nasıl işlemez hale geldiğini AFAD üzerinden anlatayım sizlere. Güvenlik, sağlık, sivil savunma gibi birimler, AFAD yapısı içerisinde toplanır; olağanüstü durumlarda hemen devreye girer bu organizasyon.  İlkyardım, sivil savunma ekipleri hep hazır bekler, öngörülebilecek her afet, her felaket için planları, hazırlıkları vardır. Hemen harekete geçer duruma müdahale ederler. Devlet budur işte. Zor durumda insanının yanında olur böylece… Salgın, işte o olağanüstü koşullardan biridir. Peki, korona virüs salgınının başlamasından beri AFAD, Sivil Savunma, Kızılay gibi kurumlardan herhangi bir etkinlik duyduk mu? Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde gördük mü? Hayır.

Önce Çin, ardından komşumuz İran ve ardından İtalya, İspanya gibi ülkelerde salgına karşı mücadele ocak ayından itibaren başlamıştı. Türkiye, sadece sınır kapılarında, havalimanlarında gelenlerin ateşini kontrol etmekle yetindi. Şubat ayında İran ile sınır kapısının kapatılması, karantina gibi önlemler başladı. Ama o dönem salgının Türkiye’de de yayılmasına karşı bir hazırlık yapılmadığı anlaşılıyor. Örneğin AFAD’ın bünyesinde Kimyasal Biyolojik Radyolojik Nükleer Tehditler (KBRN) biriminde salgınla mücadele için çalışma yapılabilirdi. İçişleri Bakanlığı belediyelerle uğraşmaktan bu tür eksiklikleri fark edememiş olmalı.

Zira 2009 yılında çıkarılan bir kanunla Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile il/ilçe sivil savunma müdürlükleri kaldırılmış, AFAD kurulmuştu. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile il afet ve acil durum müdürlükleri, Sivil savunma hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmişti. Başkanlık bünyesine alınan Sivil Savunma Dairesi Başkanlığı’nın görev alanı tam da bu salgında görevli kamu kurumu olduğunu gösteriyor. Yasada sıralanan görevlerinden ikisi bile bunu kanıtlıyor: “Her türlü silahsız koruyucu ve kurtarıcı tedbirleri, acil kurtarma ve ilk yardım faaliyetlerini planlamak ve yürütmek, Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelerin meydana getireceği tehlikelere karşı alınacak önlemleri ve yapılacak çalışmaları tespit etmek ve bunlarla ilgili bakanlık, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak.”  AFAD’ın web sayfasında “Misyon” başlığı altında da salgın gibi bir acil durumda sorumlu olduğunun altı çizilmiş: “Afet ve acil durumlara ilişkin süreçlerin etkin yönetimi için gerekli çalışmaları yürütmek, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak ve bu alanda politikalar üretmek” şeklinde belirlenmiştir. AFAD yeni misyonu ile risk yönetimi odaklı, sürdürülebilir kalkınmanın önemini haiz, hizmet sunumunda etkililiğe, etkinliğe ve güvenirliliğe özen gösteren, uluslararası düzeyde güçlü ve afet yönetiminde görev alan tüm kurumları etkili bir şekilde koordine eden bir kurum olmayı öngörmektedir.” 

Demek ki, AFAD’ın salgın gibi afet ve acil durumlar için de stratejik planlarının, uzun vadeli planları geçtim en azından salgın felaketinin tamtamları uzaktan duyulmaya başlandığında hazırlık yapması gerekirdi. Fakat bizler bu salgın sürecinde AFAD’ı, Sivil Savunmayı hiç mi hiç göremedik. Kayboldular ortadan, silindiler adeta. Salgın gibi büyük bir afette başarısız oldular.

İngiltere’deki Coventry Üniversitesi Afet Yönetimi ve Dayanıklılık Yüksek Lisans Program Direktörü Doç.Dr. Burçak Başbuğ Erkan, Türkiye’nin sokağa çıkma yasağı ile ilgili yaşadığı süreci Duvar gazetesinde değerlendirdi: “Karar çok doğru ama uygulaması yanlış.” Daha önce ODTÜ’de görev yapan Erkan, afet durumunda sokağa çıkma yasağı ilan edilecekse bunun en az iki gün önceden kamuoyuna duyurulması gerektiğini vurguladı. Kurumlar arası kopukluğa da dikkat çekti:  “Bu yasak aniden bir baskın şeklinde oldu. Mesela ayın 10’unda denilirdi ki ‘Ayın 12’sinde şu saat itibari ile şu kadar gün, şu koşullar altında sokağa çıkma yasağı uygulanacak.’ Bunun mutlaka planlı olması gerekirdi. Ama bu tablo bize afet yönetimi açısından hiçbir planlama yapılmadığını gösteriyor.”  O zaman şu soruyu sormak gerekiyor, neden planlama yapılmadan böyle bir karar alındı? Planlama yapılması gerektiğini bilmiyorlar mı? Yoksa plan yapabilmek için iletişim mi kuramıyorlar? Ülke yönetiminde kopukluk mu var? Sorular, sorular, sorular…

Sorunun temeli tek adam yönetimine geçilmiş olması. Başkanlık sistemiyle birlikte devletin teşkilat şemasında oynanmadık birim bırakılmamış olması, devletin tüm çarklarının Cumhurbaşkanına bağlanması. İşte şimdi bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Çünkü bu köklü ama plansız programsız değişim sırasında devlet mekanizmasında koordinasyon tümüyle koptu ve yeniden kurulamadı. Zaten bakanlıkların yapısı ve teşkilat yapısı ile ilgili düzenlemelerin ayrıntıları referandum sonrasında belli oldu. Yeni yapılanma birbirini düzelten Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yürürlüğe girdi. Bir nevi göç yolda düzüldü, düzülmeye de devam ediyor…

Sonuçta en ufak bir karar dahi Cumhurbaşkanı’nın izniyle alınıyor ve açıklanıyor. Her bakanın, açıklama yaparken daha ilk cümlesinde “Cumhurbaşkanının talimatı”ndan söz etmesi bile bu durumu güzelce anlatıyor.  Gerçek durum da böyle, devlette her karar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayını, talimatını bekliyor. Araçların camlarının siyah filmle kaplanması gibi küçük, ilgisiz kararlar bile… Ayrıca var olan yapılar çalışmıyor, yenileri kuruluyor; Vefa Sosyal Destek Grubu gibi.

Salgının gösterdiği bir diğer yönetim acizliği, bakanlıklar arası kopukluk. Bunun nedenlerinden biri bakanlıkların farklı cemaatlerde oluşu mu? 15 Temmuz darbe girişiminde cemaat yapılanmasının nasıl kötü sonuçlar doğurabileceği görüldü. Ancak AKP, FETÖ yerine METÖ yapılanmasına izin veriyor eleştirilerini durduramadı. Hatta Saygı Öztürk’ün Menzil kitabında ve Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan’ın Metastaz kitabında Sağlık Bakanlığı’ndaki Menzil yapılanması anlatıldı. Recep Akdağ’ın Menzil’den görüş almadan adım atmadığı anlatılırken, şu an ki Bakan Fahrettin Koca’nın ise İsmailağa Cemaati’ne yakınlığı haber olmuştu; Sağlık Bakanlığı’nın Menzil yerine İsmailağa cemaati yapılanmasına dönüştüğü, bakanlıkta sorunlar yaşandığı yönünde soruları Bakan yanıtsız bırakmıştı. Salgın başladığından bu yana ilgili bakanlık olan Sağlık Bakanlığı’nda cemaat durumu bu. Salgın için sokağa çıkma yasağı söz konusu olduğunda İçişleri Bakanlığının da etkinlik alanına girildi. İçişleri Bakanlığı ise Menzil tarikatı etkisinde olduğuna yönelik çok sayıda habere konu oldu. Bakan Menzil tarikatına mensup kimse bakanlıkta yok dese de gazeteciler ardı ardına bilgiler açığa çıkardıkları için tartışma durulmadı.

Devlet kuruluşları arasında teşkilatlanma sorununun yanı sıra iletişim kopuklukları yaratan bir diğer unsurun işte bu cemaat farklılığı olduğu anlaşılıyor. Çünkü her cemaat içe kapalı bir şekilde faaliyet gösteriyor ve kendi içinde hiyerarşisi, teşkilatlanması ile kararlar alıyor. Akıl ve mantığın devre dışı kaldığı uygulamalar olabiliyor.

Sonuç olarak Türkiye bir yandan korona virüsle mücadele ederken, bir yandan da cemaatler arası yarış ve çökmüş, tek adama bağlanmış, işlemeyen, birbirinden kopuk devlet mekanizmayla yani yönetim sorunlarıyla mücadele etmek durumunda…

Yani Türkiye’nin bu badire yaşanırken durumu ve sorun şu;

  • – Tek adamın her şeye yetememesi,
  • – Devlet teşkilatının çarklarının işlemesi,
  • – Saray-Bakanlar ve Bakanlar arası çekişme,
  • – Farklı Bakanlıkların farklı cemaatlerin etkisinde oluşu
  • Haber Analizi şu linkten izleyebilirsiniz:

 

  • Ayrıca Emin Çapa’nın analizini izlemenizi de tavsiye ederim: